9 Mart 2016 Çarşamba

Hayatınıza Renk Katın!


Hayatımın belki de en karanlık dönemindeyken, 1 Nisan 2010 günü, iş yerinde sigara molası için kafeteryanın terasına çıktığımda, her zamanki gibi düşüncelere dalmış ve yere bakıyordum. Sigara bitmek üzereyken başımı kaldırdığımda tam karşımda parıl parıl parlayan beyaz çiçekleri ile bezenmiş bir erik ağacını gördüm. Gözlerim kamaşmıştı ve içimde büyük bir coşkunun oluşmaya başladığını hissettim, kalp baya deli gibi çarpıyordu, sanki çevresinde haleler vardı ve o kadar kutsal gözüküyordu ki… Başımı çevirdim ileride birkaç ağaç daha gözüküyordu ve onlarda şahanelerdi….

Tarihi çok iyi hatırlıyorum çünkü babamın doğum günüydü ve onsuz geçen 11.yıldı, ekstra hüzünlü olduğum bir gündü; hayat içinde sağlam durabilmek, ayakta kalabilmek için tutunacak hiçbir şey bulamadığım zamanlar ve değişmeyi seçtiğim ilk zamanlardı… Karanlığın içinde o erik ağacı bana o tutunacağım dalı uzattı ya da ben artık hayatın renklerini görmeyi kabul etmiştim… 

O gün havalarda uçtum, çalışmayı bıraktım, bütün gün ağaçları seyrettim... Ben oradayken sigaraya içmeye gelenlerle konuştuğumda “ağaçları görüyor musunuz ne kadar güzeller” diye söze atlıyordum, aslında günlerdir doğa o şekildeymiş ben farkında değilmişim… Hayat o kadar karanlıkmış ki benim için, o kadar kendi karanlık düşüncelerime dalmışım ki fark etmemişim bile. Aslında çok uzun süredir İstanbul’da çiçek açan ağaçları hiç fark etmediğimi de anladım…

Benim için büyük bir silkelenme zamanı oldu, düştüğüm kuyudan çıkmak için bir fırsat bulmuştum…

O dönemde bir meditasyon seminerine gitmiştim ve meditasyonu yaptıran kişi başlarken “enerjiyi yükseltmek için sizi mutlu eden bir şeyi düşünün ama kesinlikle birisini değil, bir manzara, sizi mutlu edecek herhangi bir şey” dedi… çiçekler geldi gözümün önüne ve meditasyonun içene hop diye daldım… sonrasında da hep rengarenk çiçekleri kullandım enerjimi yükseltmek için…

Belediyenin diktiği lalelere bakarken, yolda çiçek satan kadınların önünden geçerken, mevsimi geldiğinde çiçek açan ağaçları, vazodaki güzelliklerini gördüğümde enerjimi yükselttiler… benim en kötü zamanımda bile bana umut veren hayatıma renk katan şeyler oldular…

Yaklaşık bir ay sonra sigarayı bıraktım temiz havayı içime çekmenin keyfine varmaya başladım, o da bana coşkuyu verdi… gün geçtikçe sayıları daha da arttı…  Her şeyin kötü yanını bekleyip daha iyi olursa sevinirim düşünce yapısındayken, kendimi en kötüsüne hazırlarken artık hayattaki en pozitif insanlardan biri haline geldim, şükran duygusunun ne demek olduğunu daha da iyi anladım gün geçtikçe… daha iyisini hak ettiğimi ve kötüye razı olmak zorunda olmadığımı ve bunun da sadece kendi enerjimi ve yaşam coşkumu arttırarak yapabileceğimi anladım…

Hayatın griliği içinde renklerin peşine düşün. Bu hayat o kadar kötü değil. Her türlü sıkıntının yanında hediyesi de var… Bu dünya dualitelerden ibaretse sadece kötü yanını görmek bizim tercihimizdir. Biraz da diğer yanını görmeye çalışın; siz isteyin o karşınıza mutlaka çıkacaktır. Hayatınıza renk katın! Bu renk için çok istediğiniz şeyin olmasını beklemeyin; ufacık bir ışık, ufacık bir renk daha büyüklerini görmeniz için zemini hazırlar. Biraz mütevazi olmak ve bir yerden başlamak önemli olan… daha büyüğü için küçükleri kaçırdıkça, daha büyüğü olduğunda da onun farkında olamazsınız. Hedef hep büyük olduğunda tatmin edilmesi zorlaşır, hep daha fazlasını beklemekten solup gidersiniz… bir çiçekle, bir şarkı ile, denize karşı oturup keyif yapacak yarım saat ile… ama size iyi gelen şeylerle, size coşkunuzu tekrar kazanmanıza yardımcı olacak şeylerle hayatınıza renk katmaya başlayın, bir süre sonra daha da büyüğünü hak ettiğinizi göreceksiniz. O kadar ufak şeyler o kadar mucizevi şeyler yapabiliyor ki… renklere açık olun ve size geldiklerinde kabul etmeyi bilin… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder