9 Haziran 2016 Perşembe

Re-aksiyon: Tekrar Eden Eylemler ve Kısır Döngüler


Doğduğumuz anda ÖZ halimiz belirlenip mühürlenir ama aynı zamanda tüm koşullandırmaların da etkisi başlar. Bebeğin ilk koşullandırmaları annesiyle,  daha sonra tüm aile ve çevresiyle olan aurasal etkileşimle başlar ve yavaş yavaş artık öz halinden uzaklaşır. İlk yedi yıl bu koşullandırmalar onun bütün kısır döngülerini, bütün refleks tepkilerini, bütün davranış kalıplarını oluşturur…

Bu ilk yıllarda etkisinde kaldığımız koşullandırmalara uygun hayatlar seçeriz… Haritamızdaki açıklıklarımız buna neden olur. Zihin o konuda çok hassastır ve doğru karar verme yolu elinden alınan çocuk, zihnin bu oyunlarına bir refleks geliştirir… 

Aksiyon kelimesi TDK’da “Bir kuvvetin, maddi bir etkenin, bir düşüncenin ortaya çıkması; eylem” anlamına geliyor. Reaksiyon ise “tepki” anlamına geliyor. Aksiyon-reaksiyon, etki-tepki demektir. Başka şekilde bakıldığında ise Re-aksiyon, eylemin tekrarı anlamına geliyor. 

Re-aksiyonu örneklerle açıklamak gerekirse Solar Plexusu (SP, duygular) tanımsız olan bir çocuk, SP tanımlı olan annesinin duygusal dalgasını zamanla kendi dalgası zanneder ve o dalgada kaybolmaya başlar.  Üç yaşında söylediği bir söze, annesi duygusal dalgasında dipte olması nedeniyle öyle bir patlar ki çocuk kendini suçlar. Zamanla yaşadığı bu olay üzerine tekrar eden eylem olarak artık gerçekleri söylemekten kaçınan bir hal alır… Genel Re-aksiyonu başkasını üzmemek, kızdırmamak için gerçeklerden kaçmayı tercih etmek olur… Bu bir reaksiyondur, çünkü söylemesi gereken yerde bile söylemiyordur.

Kalp merkezi tanımlı bir baba, oğlunun verdiği bir sözü tutmaması üzerine, ona iradeli olması ve verdiği sözleri tutması konusunda öyle bir baskı yapmıştır ki; kalp merkezi açık olan çocuk kendini kanıtlamak için bütün hayatı boyunca çok büyük sözlerin altında ezilmeye mahkum kalır. Her söz veriyor musun sorusuna tutamayacağını bilse de “evet” der…

Bunlar artık kısır döngüler şeklindedir çünkü ailesine benzeyen özellikleri olan insanlara aurasal olarak çekilirler, bir şekilde hayatlarının parçası yaparlar. Her re-aksiyon gösterdikleri durumda ise hayat sadece tekrar eder…

Aurasal etkileşimde bu açıklarımızı tamamlayan insanlara çekildiğimiz bir gerçek. Bunu değiştirmek imkansız olsa da  re-aksiyonları aksiyonla değiştirmek mümkün…

İnsan ilişkilerinde kısır döngüler vardır ve onları  kırmak için bazen tam ters davranılır… “ hayır bu sefer benim istediğim gibi olacak” denir ve yine hiçbir şey değişmez… işte bu da kısır döngüdür. 

Bir filmde görürsünüz ya da yakın bir arkadaşınız tam tersini yaptığında her şeyin çok farklı olduğunu görmüşsünüzdür ama sizde işe yaramaz. 

Zihin derki “hadi birde bunu deneyelim, bu sefer her şey değişecek” ama bu da bir tepkidir, bir re-aksiyondur; bir arayıştır ama yaşayış değildir… 

Zamanlamayı genelde tutturamazsınız ve yine aynı şey ile sonuçlanır, kocaman bir hüsran, kocaman bir başarısızlıkla… Re-aksiyondan kaçmak bu şekilde olmaz; tam tersi şekilde davranmak değildir, örnek almak değildir, aslında doğru zamanda doğru şekilde davranmaktır…

Strateji ve Otoritesi ile hareket ettiğimizde, o an ruhumuzla olan iletişimimizle her şey yeniden şekilleniyor… 

Solar Plexus'u tanımsız olan bir kişi doğru zamanda gerçekleri konuşma fırsatı bulabiliyor ya da kalbi tanımlı bir kişi söz vermeden ondan istenilen şeyi onun için uygun ise gerçekleştirebiliyor. Doğru kararlarla hayat aslında tekrarsız ve eşsiz hale geliyor…

An'da yaşama denilen şey aslında bu; çünkü her re-aksiyon ilk yedi yılın tekrarı oluyor. Orada hissedilen duyguların, öğrenilen kalıpların birer tekrarı; ne şimdiki zaman oluyor ne de gelecek, hayat sadece geçmişten ibaret oluyor çünkü hep tekrar içinde oluyoruz…

Dünyaya aynı şeyleri yaşamak için gelmedik. Ruhumuz farklı deneyimler istediği, değişim ve gelişim istediği için bu derece sıkılıyoruz hayattan, bu derece tekrardan bunalıyoruz…

Strateji ve Otorite ile yaşamak ise anda kalmamıza neden oluyor; koşullara, insanlara ya da gezegen transitlerine göre değil kendi ruhunuzla o an kurduğunuz bağlantı ile o anı yaşıyorsunuz… Otoritesi duygusal olanlar, “bizim otoritemiz anlık değil ki” diyebilirler ama onlarınki de anlık. Zaman kavramı çok göreceli ve sizler için “an” duygusal dalganızın kendini tamamlaması demek;  anda kalmak dalganızı takip etmek demektir…

Hareketleriniz, kararlarınız tahmin edilemez olsun. Bize anlatılan bir durumda, izlediğimiz bir filmde ya da okuduğumuz bir kitapta geçen olay için “ben olsam asla böyle yapamam”, “çok kızardım”, “terk ederdim”, “kaldıramazdım” gibi tepkiler veririz, kendimizi hemen o konuma sokarız. Sizin başınıza geldiğinde ne yapacak olduğunuzu biliyor olmanız bir aksiyon mudur, re-aksiyon mudur? 

Önceden aldığımız tüm koşullandırmalarla oluşan reaksiyonlarımızdan dolayı daha yaşamadan kendimiz zannettiğimiz zihnimiz kararı tahmin ediyor… Tahmin edilemezden kastedilen dışarıya karşı gizemli olun, ters köşe davranışlarınız, kararlarınız olsun demek değil, kendi zihniniz bunu bilemesin demektir. Strateji ve Otorite bunun için önemli, çünkü çıkan karar tahmininizden büyük olasılıkla çok farklı olacaktır… Arınmanın ilk dönemlerinin zorluğu da bundandır…

Zihin kendi istediğinin olması için oradan oraya sürükler bizi ama kararın sonucu hiç değişmez: tatminsizlik, öfke, hayal kırıklığı… Olduğumuz yeri bilebilen tek şey ruhunuz, büyük haritayı, hangi yönün daha heyecanlı olduğunu o görebiliyor… Onunla bağlantı kurmadan verilen her karar sizi aynı sonuca götürür: tekrar eden sıkışmışlığa, bıkkınlığa, yorgunluğa… Oysaki hayatın en büyük amacı neşeyi, coşkuyu yaşamak ve sevmektir...


1 Haziran 2016 Çarşamba

Oysaki Sevgi


“Sahi neydi sevgi? Sevgi iyilikti, dostluktu… Sevgi emekti.”

Oysaki sadece olduğu gibi kabul etmekti… Özünü görebilmekti…

Sevgi, herkesin dilinde dolanmasına rağmen kimsenin anlatmayı tam olarak başaramadığı çok geniş bir kavramdır… Sevginin her halinden sırası geldiğinde konuşacağız ama bugün “G Center” halinden başlayalım…

G Center, Human Design’da sevgi ile ilgili olan merkezdir… Herkes Kalp Merkezini sevgi ile bağdaştırır ama aslında G Center’ın konusudur. İnsanlığın yaklaşık %50’sinde bu merkez tanımsızdır; sevgi, sevilmek ile ilgili açıklıkları vardır.

Benim haritamda da G Center tanımsızdır; sevildiğimi ne çocukken ne de büyüdüğümde hissedemedim. Manifestör auram da geriye itici ve kapalı olduğundan mesafeli ve soğuk gözükmeme neden olur... İnsanları kendinden uzak tutan bir aura ve sevgiyi hiç hissedemeyen tanımsız bir G Center… Bende baya yüklü bir durumdu… Daha çok tavizler, ödünler vermeme neden oluyordu ve insanların bu açıklığımdan vurmaya çalışmalarıyla mücadele etmek zorunda bırakıyordu… “bunu yapmazsan seni sevmem, böyle olmazsan seni istemem” gibi durumların değişik versiyonları yaşanıyordu...

Bu durumda zihin (nefs) sevgiye sahip olabilmek için yanlış kararlar alınmasına, yanlış hareket edilmesine neden olur, sevginin peşinde koşturur…

Çocukluk yıllarımda, ablalarımla aramdaki yaş farkından dolayı hep istenmeyen, kaza olan, mecbur kalınan çocuk olduğumu hissederdim. Hiç kimsenin böyle bir söylemi ya da davranışı olmamasına rağmen… Son birkaç yıldır ablamlar, anne ve babamızın çocukluğumuzda en çok beni sevmesinden yakınmaya başladılar. Eskiden hiç bu konular konuşulmuyorken, şimdi ciddi şekilde aslında sevildiğim söyleniyor. Aynı ortamda olan, aynı şeyleri yaşayan insanlar olaylara nasıl farklı bakıyorlardı. Hepimizin zihni kendi açıklarımıza göre yorum yapıyordu… Çok ilginç konuşmalar oluyor ve hayretle onların neler hissettiğini dinliyorum. Biraz geç oldu ama baya keyifli oldu.

En büyük farkındalığımı ise yaklaşık üç yıl kadar önce, çok yakın olmadığım bir arkadaşımla tartışmaya başladığımda yaşadım… Ben onun davranış şekli için yorum yaparken, bir an durdu “işte seni bunun için sevmiyorum” dedi… Bu sözü duyduğumda içimde bir öfke ile korku karşımı bir duygu belirdiğini fark ettim. Kendi içimde “İyi de benim söylediğim şey ile beni sevmemesinin ne alakası var, yanıt bu mudur” dedim… Toparlandım ve ona “senin beni seviyor olmanın neden önemli olduğunu düşündün ki” dedim…

Arkadaşın haritasını biliyordum, baya tanımlı bir G Center’ı vardı ve zihni beni oradan vuracağını düşünüyordu, benim açıklığımı bilinçsizce biliyordu… Bizler aurasal olarak etkileşim halindeyiz ve birbirimizi sürekli olarak bu açık noktalardan test ediyoruz. Hayatın düzeni bu, açıklıklarımızı tamamlayan değil, oralardan bizi geliştirecek insanlara çekiliyoruz…

Strateji ve Otorite ile ruhumuzla karar aldığımızda, zihnin bu açıklığa olan tepkisine de dur demiş oluyoruz ve büyük farkındalıklar için kendimizi hazırlıyoruz. Bu sayede açıklıklar zamanla bilgeliğe dönüşüyor. Alınan her doğru karar, sevilmek ya da sevgiyi hissetmek için atılan her adımın sadece zihnin oyunu olduğunu gösteriyor, zamanla sevgiye olan bakışı ise tamamen değiştiriyor…  

Sevgiyi hissetmeyi şuna benzetiyorum: Gözleri kapalı iki kişi ve ikisinin de önünde birer kase dolusu çilek var. Birisi burnundan nefes alıyor ve aldığı her nefesle birlikte burnundaki koku sinirleri uyarılıyor ve hissediyor çileğin güzel kokusunu. Diğeri ağzından nefes alıyor, dolayısıyla ya çok az duyuyor kokuyu ya da hiç duyamıyor... Aslında çilekler orada ve eşit miktarda ama biri hissedebiliyor. Açık G Center’ı olanlar ağızdan nefes alanlar gibidir, sevgiyi fark etmezler ve bulmak için koşturup dururlar,  biraz sakin olsalar sevginin önlerinde olduğunu fark edecekler…

Bizler kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimizde, sevdiğimizde diğer her şeyi seviyor hale geliyoruz. Kendi sorunlarını, açıklıklarını, hatalarını, geçmişini, zihin oyunlarını gördükçe ve yine de sevebildikçe aynı şeylerin diğer insanlarda da olduğunu fark ediyor… senin zihnin sevilmek için mücadele ederken diğeri belki kendini kanıtlamak için uğraşıyor, bir diğeri stresle mücadele edemediği için farklı şekilde karar alıp hayatına devam ediyor… İnsan kendini sevdikçe diğer her şeyi anlamaya, kabul etmeye ve sevmeye başlıyor…

Koşulsuz sevgi bu olsa gerek… her durumda, her koşulda, her açıklığı, her kararı ile sevebilmek…

Sevgi sunulmaz, sevgiye sahip olunmaz, sevgi sadece vardır… Yönü yoktur, olmadığı yer yoktur, sadece hissedememe vardır ve o da görecelidir, yani sadece kişiye bağlıdır… Zaten kastettiğiniz koşullu sevgi ise koşullar sağlanmadan hissedemezsiniz… Koşullar sağlanmadan sunamazsınız da… o sevgi de değildir, beklentilerin karşılanmasıdır.

Zihin her ne kadar sevgiye sahip olmak için bizi koştursa da Strateji ve Otorite ile karar alarak onun bu oyununa boyun eğmemeyi öğrenebiliriz…