8 Aralık 2014 Pazartesi

Koşullandırma...


Bebek dünyaya geldiğinde artık her şeyi tamamlanmıştır. Tüm hücrelerindeki DNA’sı mühürlenmiştir: kim olduğu, kişiliği, yetenekleri, güçlü ve zayıf yanları, hayat yolunda nasıl ilerleyeceği, her şeyi. Aynı anda aurasal etkileşimler ve gezegen transitlerin etkisi ile ilk koşullandırmalar altında kalmaya başlıyor. Çevreden ve diğerlerinden aldığımız etkiye koşullandırma diyoruz ve bu etki altındaki zihin, kendisinde olmayanı zayıflık olarak görüp onu telafi etmek için kararlar aldırıyor… yanlış kararlar…

Doğduğumuz ilk anda başlıyor yavaş, yavaş. Annenin duygusal yapısı, duygusal olmayan çocuğu koşullandırmaya başlıyor ya da bağışıklık sistemi her zaman aktif olmayan bir bebek, aktif olan annesinin yanında kendini güvende hissediyor ve ona aşırı bağlanmasına neden olabiliyor. Zaten hayatın ilk yedi yılında koşullandırmaların büyük bir kısmı tamamlanıyor ve hayat boyu devam edebiliyor.

Zaman ilerledikçe tabi etkileşim alanları genişliyor. Devreye okul giriyor, sonra işyeri, arkadaş grupları, televizyon, medya ve reklam dünyası tarafından sürekli bize pompalanan ideal insan kalıpları. “Daha iyi olmak elinizde, bunun için…”, “kaderinizi değiştirin…”, “bu marka sizi diğerlerine anlatır…”,”bu koku baştan çıkarır..” ve çok daha fazlası. Hayatta bazı şeylerimiz olmazsa eksik olduğumuz, başarılı olamadığımız, ancak bize gösterilen şeyler olduğunda mutlu ve ideale en yakın hale geleceğimiz dikte ediliyor. İdeal insan? Kim için ideal? Herkes aynılaştırılmaya çalışılıyor. Herkes aynı tür giyinip, aynı şeyleri yapıyor. Her sene moda adı altında tüketim teşvik ediliyor. Farklılıklar yok ediliyor. İşin kötü tarafı zihinde aynı olmak istiyor.  Zihin eksik olmayı istemez, onları tamamlamak için kararlarını ona göre aldırır. Tabi, bunların hangisi gerçekten eksiklik, bu çok büyük muammadır.

Koşullandırmaların etkisi altındayken: yetersizlik duygusu ve kendini kanıtlama; kendini sevmeme ve bundan dolayı sürekli olarak sevecek birilerini arama; sınırlarını bilememe ve sınır koyamama; gerçeklerle yüzleşmekten kaçınma; dikkat çekmek için uğraşma; olmadık ilişki, iş ve çevrelere tutunmak ve bırakamamak; bunlar sadece bir bölümü…  Farkında olmadan bu düşünceler bütün hayatımızı işgal ediyor, hangi alanda açıklık varsa kararlarımız hep onu telafi etme doğrultusunda alınıyor. Aslında A kapısı sizin için doğru olabilecekken, kendinizi kanıtlama güdüsüyle B kapısını seçebilir ve bütün hayatınızı hayal kırıklığı ve acı ile geçebilir. Gerçekten bu bir açıklık mı? Gerçekten kendimizi kanıtlamaya gerek var mı?

Aslında ebru sanatına ilgisi olan biri herkes gibi fotoğraf kurslarına gidiyor ya da facebook, instagram paylaşımlarından geri kalmamak için koca objektifli makinelerden alıyor. İlgi alanları bile aynı oldu. Aynı yerlere tatile gidiyor, aynı yerlerde yemekler yeniliyor, aynı diziler seyrediliyor, aynı kitaplar okunuyor, her şey aynı sanki. Sistem böyle istiyor;  kontrol edebilsin, farklılıklarla uğraşmasın, herkesin alacağı kararlar önceden tahmin edilebilsin.


Her birimiz diğerimizden farklı; farklı olmak, bu farklılığı yaşamak ve bütüne bu şekilde ulaşmaya geldik. Hepimiz büyük yapbozun küçük birer parçayız. Aynı parçadan ikinci, yedek yok, joker yok. Bir parçanın yerine başka parça koyulamıyor. Bütün renkleri aynı olsa da şekli farklı, en ufak bir çıkıntısı farklı olduğundan zorlasan da oturmuyor. Yaşamak için geldiğimiz kişi dışında başka birisini yaşamaya çalışmak bizi sıkıyor, daraltıyor, yoruyor. Başkaları gibi olmaya çalışmak, koşullandırmalar altında kararlar almak bizim sonumuz oluyor ve hayatımızda acı, öfke, hayal kırıklığı yaşıyoruz.


Koşullandırmalar insanoğlunun en büyük tuzağı olsa da aslında arınmak ve etkilenmemek mümkün. Tek yolu zihni dinlemeyi bırakıp, kendini yaşamaya başlamakla oluyor. Bu dünyaya ne yaşamaya geldiğimizi bilen parçamız, amacını yaşamak istiyor onunla tek iletişim yolumuz olan Strateji ve Otoriteyi takip ederek kısır döngüye dönüşen düşünce kalıplarımızı kırarak yapabiliyoruz. Koşullandırmaların yarattığı düşünce kalıplarının bize yerleşmesi yedi yıl aldığı gibi temizlenmesi de yedi yıl almaktadır. Her gün biraz daha rahatlayarak, biraz daha kendiniz olarak, belki yavaş ama emin adımlarla kendiniz olarak geçiyor süreç.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder